2 Ekim 2018 Salı

Bekar kadının hayatı

Bekar kadının hayatı böyle mi olmak zorunda?
Hep muhtaç mı olacağım birilerine?
Hep yapamazsın tek başına mı diyecekler?
Hep boyun mu eğmek zorundayım?

O kadar çok şey aldı ki benden bu ayrılık. Kimseye anlatamıyorum.
Ancak artık kimseyi suçlamıyorum.
Zamanında evlenme kararı alan bendim, bir ömürlük evlilik, nasıl göz göre göre bu yola girdim...
Boşanma kararını alan da bendim, bir ömür ayrılık, göz göre göre bu yola da girdim.
Kolay olmayacağını biliyordum. Yine de bu kadar yalnız kalmak istemezdim.
Bu kadar çok şey feda etmek istemezdim.
Artık kim olduğumu bilmiyorum desem kim anlar ki beni?

Gerçekten artık mümkün durmuyor gözümde hiçbirşey.
Kendime ve kızlarıma bir gelecek kurabileceğime inanmıştım.
Şimdi kolum kanadım kırıldı, yolumu bulamıyorum.

Mümkün olacak mı bir gün, hayallerim gerçek olacak mı?
Yoksa özgür olmaya çalışırken daha da çok mu batacağım?

Bu kış da böyle geçecek, çok sert, çok yalnız, çok amansız.
Peki bu sert kışın içinde güzel olan şeyleri görebilecek miyim ben?
Mutlu olmanın yollarını bulabilecek miyim?
Elimdekilere şükredebilecek miyim?

Ne olmak istediğim kişi olabiliyorum, ne yapmam gerekenleri yapabiliyorum.
Çaresizim, çare benim biliyorum ama yine de çaresizim.

6 Eylül 2018 Perşembe

Attila İlhan – Ayrılık Sevdaya Dahil


1.
açılmış sarmaşık gülleri
kokularıyla baygın
en görkemli saatinde yıldız alacasının
gizli bir yılan gibi yuvalanmış
içimde keder
uzak bir telefonda ağlayan
yağmurlu genç kadın
2.
rüzgar
uzak karanlıklara sürmüş yıldızları
mor kıvılcımlar geçiyor
dağınık yalnızlığımdan
onu çok arıyorum onu çok arıyorum
heryerinde vücudumun
ağır yanık sızıları
bir yerlere yıldırım düşüyorum
ayrılığımızı hissettiğim an
demirler eriyor hırsımdan
3.
ay ışığına batmış
karabiber ağaçları
gümüş tozu
gecenin ırmağında yüzüyor zambaklar
yaseminler unutulmuş
tedirgin gülümser
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
hiç bir anı tek başına yaşayamazlar
her an ötekisiyle birlikte
herşey onunla ilgili
telaşlı karanlıkta yumuşak yarasalar
gittikçe genişleyen
yakılmış ot kokusu
yıldızlar inanılmayacak bir irilikte
yansımalar tutmuş bütün sahili
çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
öyle vahşi bir tad ki dayanılır gibi değil
çünkü ayrılık da sevdaya dahil
çünkü ayrılanlar hala sevgili
4.
yalnızlık
hızla alçalan bulutlar
karanlık bir ağırlık
hava ağır toprak ağır yaprak ağır
su tozları yağıyor üstümüze
özgürlüğümüz yoksa yalnızlığımız mıdır
eflatuna çalar puslu lacivert
bir sis kuşattı ormanı
karanlık çöktü denize
yalnızlık
çakmak taşı gibi sert
elmas gibi keskin
ne yanına dönsen bir yerin kesilir
fena kan kaybedersin
kapını bir çalan olmadı mı hele
elini bir tutan
bilekleri bembeyaz kuğu boynu
parmakları uzun ve ince
sımsıcak bakışları suç ortağı
kaçamak gülüşleri gizlice
yalnızların en büyük sorunu
tek başına özgürlük ne işe yarayacak
bir türlü çözemedikleri bu
ölü bir gezegenin
soğuk tenhalığına
benzemesin diye
özgürlük mutlaka paylaşılacak
suç ortağı bir sevgiliyle
5.
sanmıştık ki ikimiz
yeryüzünde ancak
birbirimiz için varız
ikimiz sanmıştık ki
tek kişilik bir yalnızlığa bile
rahatça sığarız
hiç yanılmamışız
her an düşüp düşüp
kristal bir bardak gibi
tuz parça kırılsak da
hala içimizde o yanardağ ağzı
hala kıpkızıl gülümseyen
-sanki ateşten bir tebessüm-
zehir zemberek aşkımız

5 Eylül 2018 Çarşamba

Öfke

Öfkelenmeyi birilerine ya da kendine kızmayı bırakınca hafifliyor insan. Zaman genişliyor. Artık herşeye yetecek kadar vaktim var. Canım yanıyor ama biliyorum bu sadece yaşanması gereken bir duygu. Geçecek ve eminim geleceğe hazırlıyor. Bu hafta değiştim. Sanırım iyi oldu. Şükür... 


15 Ağustos 2018 Çarşamba

Unutmak olmasa

Unutmak olmasa hayat ne kadar çekilmez olurdu.
Şimdi evliyken yaşadığım sıkıntılar uçup gitti, sanki hiç olmamış, hiç yaşanmamış gibi bile geliyor bazen.
Hisler gitti, iyi kötü hatıralar kaldı sadece.
Şimdi ayrılık acıtıyor.
Acaba bir yolu var mıydı birlikte kalabilmenin?
Çok sorguluyorum.
Belki hep sorgulayacağım.
Yine de kendime de hak veriyorum. Onunla olabilmek için ödediğim bedeller çok ağırdı.
Olduğum gibi kabul edilmek,
önemsenmek,
değerli hissetmek istemiştim.
Olmadı.
Bazen kendimi anlayamıyorum, sanki bunlar küçük problemler gibi geliyor.
Ama değil, evliyken değil.
Aşıkken değil.
Birlikte olmaya çalışırken, hem bir hem ayrı hem biz olmaya çalışırken değil.
Boşanmak, çok şeyi değiştiriyor.
Dertler değişiyor en başta.
Yalnızlık omuzlarıma çöküyor.
Aşkı kaybetmek derin bir eksiklik duygusu oluşturuyor.
Boşanınca bitmiyor dertler, sadece başka dertlere dönüşüyor.
Bazen özlüyorum evli olmayı.
Bazen de oh mis artık kafam rahat diyorum.
En çok da kendin gibi birini bulup derdini anlatamamak koyuyor.
Sanki bir benim ayrılığı böyle yaşayan.
Niye ayrıldık ki?
Nasıl buralara geldik?
Aslında biliyorum tüm problemleri ve herşeyin ne kadar zor bir hale geldiğini.
Ama istememiştim böyle olsun.
Keşke böyle olmasaydı diyorum.
Hiç çıkamadım işin içinden, çıkamıyorum.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

Yanlış mı yaptım?


Neler olacak daha neler göreceğiz bilmiyorum. Aklımda tek bir soru işareti: yanlış mı yaptım? Onca istediğim şey kayıp gitti ellerimden. Nerede yuvam nerede aşkım nerede sevgilim? Sanki ondan başka erkek yokmuş gibi dünyada. Ya da onsuz yuvam eksik gibi. İlk kez yaşadığım herşeyi düşünüyorum. Yıllarca gözlerinin içinden yüreğine bakıp da sonra herşeyi silip atmak imkansız. Ve şimdi karşılaşınca gözlerini kaçırmaktan başka çare yok. Ne eskisi gibi bakabilirsin ne de hiç geçmişin yokmuş gibi yapabilirsin.
5 yaş böcüğü ne anlar ki bizi bir araya getirmekten. Sanki görünce birbirimizi unutulmayanlar açığa çıkacak biliyor gibi. Ne iyi davranabilirsin ne kötü, ne samimi olabilirsin ne mesafeli. Acaba boş yere umut vermiş olur muyum diye düşünürken bir yandan da yüreğini yoklarsın gerçekten umut var mı diye. 
Çevreden yeniden evlenmekle alakalı çok söz gelir. Peki ama nasıl? Bir ömür göreceğin bir eski sevgili varken nasıl bakarsın bir başkasının yüzüne? Nasıl harmanlarsın iki ayrı derdi yüreğinde? Birinin kollarında yatarken diğeri gelmez mi aklına? Nasıl baş edersin? Belki olabiliyordur. Bir yolu vardır. Ben henüz mümkün göremiyorum. Ancak bir çılgınlık olur yeniden evlenmek. Yüreğinde bunca derdi taşırken bir yenisini eklemek. 
Ayrılık hep bir soru işareti ile yaşamak demek. Acaba o kararı almasaydım nasıl olurdu? Hiç çözemeyeceğin bir muamma. Sadece kader deyip çıkabiliyorsun işin içinden. Yoksa başedilmez başa gelenlerle. 
Olanda hayır vardır ne diyelim. Sağlık olsun...

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Özgürlük üzerine

Özgürlük bedenle değil ruhla oluyor
Zincirlere vurulsan da dört duvar arasında kalsan da ruhun özgürse eğer tarifsiz bir mutluluk ve huzur hissedebiliyorsun. 
Doğruların ilkelerin varsa ve her durumda erdemli olmak için çabalıyorsan özgürsün. 
Dünyadaki tüm acıları hissedebiliyorsan sadece kendi küçük dünyana takılıp kalmıyorsan özgürsün. 
Ahlak nedir biliyorsan biraz özgüven ve bolca özşefkat sahibiysen insan olduğunun hata yapabileceğinin farkındaysan düşe kalka da yürüsen gözünü güneşe dikmişsen hedefin amacın idealin varsa bu dünyada özgürsün. 
Tüm duyguları olduğu gibi kabul edebiliyorsan acı tatlı herşeyi yaşamanın bir sebebi olduğuna inanıyorsan başına her gelene eyvallah diyebiliyorsan özgürsün. 
Yarının kaygısı yoksa gönlünde dünya sensiz de döner görebiliyorsan su akar yolunu bulur diyebiliyorsan özgürsün.

Dünyadaki en zengin insan olsan ya da en sağlıklı ya da en çok gezen ya da en yüksek makama sahip ya da en iyi kariyere eğer ruhun özgür değilse huzuru bulamazsın.
Herşey senin istediğin gibi olsa planların başarıyla işlese her isteğin yerine gelse doymayı bilmiyorsan ve sahip olduklarının ne kadar kırılgan olduğunun farkında değilsen hazır ol fırtına kapında.
Kendi çıkarların için ya da küçük dünyanda işlerini yoluna koymak için planlar yapıyorsan erdemli olmaktan vazgeçebiliyorsan doğru bildiğinden şaşıyorsan bedenin özgür olabilir ama ruhun asla.
Dünyada tek acı çeken sen değilsin bunu yüreğinde hissedemiyorsan ve geleceğin ne gibi acılara gebe olduğunu bilmediğin halde bu günkü acından sakınmaya çalışıyorsan özgürlüğünü acı çekmemekle değiş tokuş etmiş olabilirsin.
İnsan olmanın eksikliklerle dolu olmak olduğunun farkında değilsen hata yaptığında şaştığında kendini affedemiyorsan kendine şefkatli olamıyorsan düştüğünde kalkıp yoluna devam edemiyorsan kendini özgür bırakamazsın. Özgürlüğün getirdiği mutluluğu yakalayamazsın.
Ulaşmak istediğin bir amacın gerçekleştirmek istediğin hayallerin yoksa ordan oraya savrulursun sadece ruhunu besleyemezsin.
Olumsuz duygulardan kaçmaya çalışıyorsan bunu yaparken kendine haksızlık ediyorsan neden böyle oldu diye sızlanıyorsan içindeki gücü cesaareti ortaya çıkarmak yerine çaresizliğine acizliğine korkularına sığınıyorsan sen daha yüreğindeki zincirleri kıramamışsın demektir.
Hep yarını öbür günü yıllar sonrasını düşünüp planlar yapıyorsan ve başına gelenler bu planlara uymayınca yakınıyorsan dünya sensiz dönmezmiş boşluğun doldurulamazmış sanıyorsan her şeyin en doğrusunun sen varken olabileceğine inanıyorsan bunlar olmadığında nasıl yaşanır görmen gerekiyor demektir.

Özgür değilsen üzülme insan tutsaklığı da tatmalı onu da yaşamalı. Ki özgürlük kapıyı çaldığında onun kıymetini anlayabilsin. Bazen özgürlük bedenin tutsakken gelir sana ve ruhunun derinliklerinde hissedersin. Bazen sadece günün belli anlarında yakalarsın onu ve onunla mutlu olmayı öğrenirsin. Özgürlük aslında kendi egondan geçmek ve başka bir dünyaya açılmaktır. Unutma insansın ve bunu her an yapamazsın. Sadece özgürlük gelip seni bulduğunda tadını çıkarmalısın. 

Özgürlük yaşamaktır aslında. Yaşamak da zamanda olur. Özgürlüğünden vazgeçtiğinde zamanını tutsak edersin. İşine ailene evine isteklerine eşyaya tutsak edersin zamanını. Ne zaman ki bunları kenara koyarsın tek başına kalırsın ve sahip olduğun tek şey zaman olur, işte o zaman anlarsın zamanın ne kadar geniş olduğunu. Gün 30 40 saat olsun yetişemiyorum herşeye derken birden 24 saat geçmez olur. O an o vakti nasıl dolduracağın sadece sana kalmıştır. İstediğin kadar hayal kurabilir şarkı söyleyebilir dua edebilir hareket edebilir sadece oturabilir tavana boş boş bakabilir düşünebilirsin. Zamanını verdiğin onca şeyden arınınca ve zamanını sadece kendine vermeyi başarınca ya da buna fırsat bulunca anlarsın. O an özgürsün.

Her an özgür olamazsın ama fırsat kollamalısın. Ömründe bir ya da birkaç yıl belki, yılda bir hafta bir ay belki, belki ayda bir gün, günde bir saat herşeyi kenara koyup zamanını kendine ayırabilirsin. Eğer tutsak hayatına geri dönersen özgürlüğü ruhunda hissetmeyi öğrenmiş olarak döneceksin. Bu pahabiçilemez bir hediye olacak kendine verdiğin. Bunu kendine ver, boş zaman kendine verebileceğin en güzel hediye.

21 Haziran 2018 Perşembe

Ayrılmak ve barışmak

Bazen mümkün olabiliyor evet.

İnsanlar ayrı yaşıyor, birbirinin kıymetini anlıyor, sonra bir araya gelip mutlu oluyor.

Ama alternatifleri de düşünmek lazım.

Eğer aynı evin içinde yaşamak çok zor olacaksa aynı şehirde aynı semtte yaşasın insanlar mesela. Çocuklar sık sık görsün iki ebeveyni de. Ebeveynler de aynı evde yaşayıp birbirlerini üzmektense sağlıklı bir anne baba ilişkisi kursunlar. Herkes mutlu olsun.

Ya da uzakta olmak iyi gelecektir bazı anne babaya. Belki başka şehirde yaşamak daha iyi olacaktır. Belki iki taraftan biri veya ikisi tekrar aile kurmak isteyecektir. Belki ayrı dünyalarda minimum iletişimle yaşamak iyi gelecektir. Çocuklar da üzülseler de hasretlik çekseler de alışacaklar ve iki ebeveynini de mutlu gördükleri için iyi hissedeceklerdir kendilerini. Belki yaşananları geride bırakmanın, affetmenin tek yolu budur. Olamaz mı?